Kayıtlar

Ağustos, 2024 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

çakma lugaz

 her kale beni savunmak ister  dün vardım  yarın olacağım  emek hırsızlarının  boynunu vuracağım 

daima

 sen sevgilim cennet gibi bir şeysin  biliyorum klişe fakat tanrının ustalık işisin

canbaz

 beyaz kandilli yıldızları  şu cambaz ip asmış iki dünya arası  seni şarlatan seni  şu incecik ipte sarkıtıyor belini  mağrur bir bakire misali 

kahverengi

 seninle çay içelim güzel dostum  döverken sokakları yağmuru dinleyelim belki her biri bir ruh intiharı izleyelim seninle öpüşelim güzel dostum  uzan dizlerime hüzünlü filmler seyredelim artık ölmek vaktiyse eğer sevişerek ölelim bir mutlu gece ise eğer  cehennemse eğer sonu  gel son bir günah işleyelim

kakofoni

 yalnızım  soluk cisimsiz sahte bir kalabalık  kadehin içinde ay dışında ıssız bir ışık  derin erdemlerde saklı olan aydınlık  ruhum sensiz sonsuz karanlık 

çiçekler

 tanrıları bile şaşırtacağız gökten ışık toplar gibi  canlarını alacağız kapkara göklerde urganlar takacağız  idamı güneşin kızıllığında yayacağız  ey göklerde sinekler gibi kaçışan  ölmekten ana yüreği gibi korkan  kanın demlenecektir toprakta  yılların hatrına belki bir fıdan çıkar koynunda

kıtmir

 giritli mehmet misali yılgın berduş  sözünde duramadı şapkasız sarhoş minarede mavızer ne arar  deliye kurşun ne yarar

bukowski

 yıldırımlı göklerde  gülümseyen yıldızlar  kapkara gecelerde  balkonlarda çığlıklar  şu dünyada ne saçmalıklar var

hazreti yukarısı

 toprak odur candan ve sütüyle büyüten bebekleri  o can suyum abı hayat  yıldızları saydığı gece demlerdi iklimlerle bir sabah gözlerinde çıktı ortaya  ruhumu kesen ışığıyla ebedi aşka

engineer

 tanrı tohumlarını döktü  ömürlerce  yemişlerini kollarına almış okşuyordu gözleriyle  biz çoktan tapmağa başlamıştık  topraktan şekillere

sevgilim

 onca yakılmış sigara tükenmiş kalem  uykusuz gece bir dönem bende inanmıştım  seni sevdiğime

dikkat insan var

 ben bu kentin mimarı  sapkın ve azgın hovardası kilisede eşek ölüsü  etimi kes de dök kanımı  kentin içine içine  yediden yetmişe içir piçlerine

çok seeslilik

  bugünlerde akdeniz hindistana taşacak mürettebata sesleniş ikinci bir emre kadar herkes yurtta kalacak siz ispanyol korsanlar göçmen arap putçular sayın vurdumduymazlar bugün tütün saracak kilosundan yakınan karısından yorulan içkiyi de bırakan herkes helak olacak

HOVARDA

  ben kötü bir adamım akşam eve geldim mi unuturum herkesi fıtratımdır bu benim sevdim mi bir güzeli bırakamam peşini şahsiyetim yok mudur öyle söyler kadınlar fakat olsun yine de çıldıramam kendimi gece daha çökmesin uyanamam sabaha gözlerimi kapatın açılmasın yarına

elhanı şita

 kara taşa ekmek sürdüm dişlerim kırıldı benim güzel sarı dişlerim oysa camilerin ezanları kulaklarımda egzoz kokusu taksiler çingeneler bilmem ne partileri bol palavra dişlerim kırıldı artık  Doydum 

ağaç kesen adam baltasından nefret ederse

  tahtadan adam beni sahraya götür mavi ruhlar ve lambalar tanrı kadar büyük ağaçlar tatlı şaraplar sakalsız oğlanlar bir de kucağımda ölüm var

DAĞLARIM

  Saat üçü beş geçiyor, Gökte kanlı kandiller yanıyor. Havada bir derin matem, Tanrı'dan merhamet diliyor. Kuvvetli ve bir keskin ahu, Her birinde aynı korku. Yahut kime desem derdim, Her daim aynı sonu. Gönlüm muazzam hudut, Esası sahiden yakut. Ey, olur ya düşersem, Sana gelemem, mabut. Bizim orada sütlü dereler, Derelerden akan keneler. Sana yakın kimlerdir deseler, Beni deli yahut verem ederler. Bir yerler var herkeslerden uzakta, Ellemeyin tanrıların hanına. Ölüler aynı dertten içerler, Kıldan ince köprülerden geçerler.

Toprak ağlarsa

  Histerik köylüce, Efendi'nin sevgisi, Devlerin her birinde gümüş rengi içkisi. Karaçamlar üstünde ruh taneleri, Köpeklerden gelen bir feci inilti. Diğer kimse bilmez böylesi hisleri. Diyelim ki yerin dibinden ölü birinin sesi, Veremin pençesinde, öyle ki ateş püskürtür gözleri. Sen öldükçe yerim değişir dediysem de, Hiç mi hiç dinlemedi beni. İsminle seslendikçe sözüm yitirir önemini. Sen ölüyorsun diye duvarlarım yıktı beni.

Asım'ın Masalı

  Girdikleri keçi donu, Cinnilerin kurusun huyu, Kargalar öre dursun tunç yaylar, ucu elmas örtü okları.  geldi mi zamanı , yıkmaya başlar zafer erkanı. Koca koca dağları Hamallar sinmiş bir köşeye, çığlıklarla anırıyor. Bu toy oğlan onlara hiç mi hiç güvenmiyor, Devam ediyor delikanlı anlatısına. Hamallar Hindu'ya bakıyor, uzun kervan yolunda yeşil otlar sarıyor. Genç oğlan hafif kıvrak, derdini açıyor. Geçenlerde duydum, çıktığı şeyhin ağzı, Büyük dağlar dedim, ha tee oralardan geldi bu ağartı. Bu herif yaşı, ha bu saçımdan fazla hoyrat lakin tatlı. Hamallara eşlik ediyor oğlanın dalgalı saçı, Seyreyliyor tümü genç delikanlıyı, Öylesine tatlı bal gibi dudakları. Çoban Salim'in yanında, Dedikoduları karşı köyün ağzında. Salim kapmış genci götürüyor boyuna. Genç dediğime bakma, sakın, on beşini doldurmamış daha. Sultan Mahur'un metresi Güllü'den çıktı, Veziri olacak itle çalınca tahtı. Zevci kırınca sırtında talih sopasını. Metresi Güllü çıldırmış aklını. İki atlı köle,...

Ağama

  Hiç unutmam, kocası düğün gecesi beynini dağıtmış. Köyün delisine vardığını sanmış. Baldırı çıplak, insanlık sende eksik kalmış. Trenlere bakmaya çarşafıyla çıkarmış. Köyün delisi raylarda yatarmış. Anası belinde iki sopa kırmış. Bizim kız, sevdadan uzakmış. O gönlünü bulutlara kaptırmış. Anası dostunu kızından çok sayarmış. Zil zurna korku taşmış. Zifafa mahal kalmadan donuna ıslatmış. Bizim davar beyi buna pek alınmış. Şimdi biri demir döşekte ovarken dizlerini, öteki kirli kefende çıyanları yemledi. Davar sahibinin tutkusu Nazım şiirleri, geceleri kıt kanaat becermekle kalır nasırlı elini.